YAZARIN PDF FORMATINDA OKUYABİLECEĞİNİZ KİTAPLARI
YAZARIN PDF FORMATINDA OKUYABİLECEĞİNİZ KİTAPLARI
Yıkıntının Tarihi ve Teorisi adlı çalışma benim bilincimde devrim yarattı. Bugün bile bu kitabı yeniden okuduğum zaman düşünsel hayatımın uzun bir süreçte ayağa kalkışının izlerini, acılarını görebiliyorum. Olağan insanlar sanır ki acı sadece günlük yaşamda, aşkta, sevgide, dostlukta yaşanır. Halbuki yaşamını ideolojiyle şekillendirmiş bir insan için bilinmez bir yol ortasında kalmak, aradığı sorulara yanıt bulamamak beyinsel acı yaratır. Bu ideolojik sorun çözülemediği sürece de acı devam eder, kalıcıdır.
Canımın içi, gülüm, bir tanem, biricik sevdam, canım, güzelim, kızıl kalpli sevdiğim benim, bebeğim… Bunlar benim sevgilime yazdığım mektupların başında kullandığım tanımlar değil. Böylesi güzel sözleri içeren mektupları yazmayalı nice uzun yıllar oldu. Gençlik yıllarımda şiirle örülmüş, duygusal, kendine özgü anlatımı, sözü olan mektuplarımı da özlemiyor değilim. O zamanlar cep telefonları, bilgisayarlar yok. İletişim teknolojisi böylesine gelişmiş değil. Manyetolu telefonlarla bir yerden bir yere ses iletmek işkence. Varsa yoksa mektuplar. Kaç günde giderse elbette. Sonra gelecek mektupların yolunu, gözle, postacının yolunu kes…Merak, heyecan, umut, serüven… Kimi zaman düş kırıklığı…Şimdi öyle mi ya? Bir tık’la dünya elinin altında. Ses, görüntü hazır. Sevgili yanı başında. Aşk algılanması, kavramı değişim içinde sanki. Ne dersiniz?
Bugünkü toplumda yaşayan insanların kişisel çıkar kavgalarını, ihanetlerini, ikiyüzlülüklerini, maskelerini ve bu durumun onların ruhsal dünyalarında yarattığı karşıtlıkları düşündüğüm zaman aklıma hep Shakespeare gelir. Onun eserlerinde dört yüz yıl önce çizilen karakterleri güncel yaşamda hemen bulurum; onları ihtiraslarından, kıskançlıklarından, gülünç, trajik yanlarından tanırım. Çünkü insanları birbirine bağlayan rekabetçi-çıkarcı ilişkiler, sevgiler, dostluklar, aldatmalar, korkular, güçsüzlükler; bu ilişkilerin kişiler arasında yarattığı sevinçler, gerginlikler, sıkıntılar, kavgalar, öz olarak hiç değişmemiştir. Değişen şey biçimdir, aynalardır, insanın kendini sunduğu vitrinlerdir.
Shakespeare’le tarihsel yolculuğa çıkmak hem zevklidir, hem öğreticidir. Zevklidir, çünkü günümüzde devam eden hayat tiyatrosunun geçmişte kalmış acılı, sevinçli, ağırbaşlı, komik tadını duyarız. Öğreticidir, çünkü eski Yunanistan’da, Roma’da, eski İngiltere’de, bugünün çıkar kavgasına bağlanmış insanıyla yüz yüze geliriz; onların eylemlerinde kendimizi kırılmış bir aynada gibi seyrederiz…
Bugün bütün dünya zengin bir cehennemde yaşıyor. Zengin cehennem içinde lüks mallar, suni ihtiyaca yanıt veren şatafatlı şeyler, göz boyayıcı hayaller, her şey var. Cehennemin yöneticileri kendi cehennemlerini sürdürmek amacıyla bunları iyi kullarına sunuyor; onları cehennemin gizli bir cennet köşesinde yaşatıyor. Cehennemin kötü kullarına ise, bu gizli cennete bakarak yetinmesinin, cehennemi cennet gibi görmesinin, ya da iyi kul olabilirse gizli cennete alınabileceğinin mesajını veriyor.
Felsefe hayata dair genel bir bakıştır. Hayat üzerine düşünme ve eyleme etkinliğidir. Önyargılarımız üzerine düşünmek, düşünceleri eleştiri masasına yatırmak, onlardan sonuçlar çıkarmak ve hayata uygulamak felsefe yapmaktır. Felsefe, yaşamı, doğayı, toplumu, insanı, kendimizi sorgulamaktır.
Peki, filozof kimdir? Felsefeyi yapan kimsedir. Felsefeyi filozoflar yapar; ama kimleri filozof tanımının içine sokacağız? Herkesi mi? Yoksa mesleği felsefecilik olan özel insanları mi?
Aforizma şiir değildir. Şiir okunurken tat verir, aforizma okunduktan sonra. Şiirin verdiği duyguyu–düşünceyi anında hissedersin. Aforizmayı ise ancak düşündükten sonra. Düşünmenin kışkırtıcısıdır aforizmalar.
Düşünmenin olduğu her yere bir dünya bakışı girer. Yazının olduğu her yere bir dünya bakışının girdiği gibi. Aforizmayı yazan yaşama baktığı gibi konuşur. Aforizmayı okuyan, yazanın bakış açısıyla düşünerek tanışır. Aforizma belirli bir dünya görüşüne düşünceler doğuran ebedir.
İnsanlıkdışı bir dünyada, toplumda yaşıyoruz. İnsan olması engellenmiş insanın bütün maddi ve manevi değerlerinin satışa çıkarıldığı, satıldığı bir dünya bu. Mutsuzların çoğunlukta olduğu bir dünya bu. Toplumsal ilişkileri vıcık vıcık kirli, her tarafından cerahat akan yaralı bir dünya bu. Özgürlükten yoksun olanların dünyası bu. Küreselleşme masallarıyla kandırılan bir dünya!
İnsanlıkdışı dünyanın yaralılarının kurtarıcısı insani bir dünya, özgür bir dünya. Hiçbir kimsenin diğerine efendilik yapamayacağı bir dünya. Herkesin kendini, yeteneklerini gerçekleştirebileceği bir dünya. Mutluluğun resmini her an çizebilecekleri, onu yüreklerinde taşıyabilecekleri bir dünya. Özgür, insani bir dünya!
Rakamlar, aylar, yıllar kendi başına hiçbir anlam taşımazlar; ama olaylarla birleştikleri zaman bir içerik, bir anlam kazanırlar. 12 Eylül 1980, Türkiye işçi sınıfına karşı kanla yazılmış bir tarihtir. Bu tarihten sonra yaşanan acıların miktarı onun kırmızı rengini gösterir.
Anılarını anlattığımız insanlar, kapitalizmin değer yasalarının kendilerine işlemediğini gösteren, kapitalizme teslim olmayan, her şeyin satılık olduğu bu dünyada kendisini satmayan, değişime konu olmayan insanlardır. Geçmiş tarihleriyle, nostaljiyle yaşayan insanlar değil onlar. Bugün de kapitalizme karşı insanî bir dünyanın yaratılabileceği umudunu taşıyanlardır.
Felsefenin Ateşi, felsefeye giriş kitabı olarak adlandırılabilir. Bu kitap, Antik çağdan itibaren filozofların yaktığı ateşin izini onların söyledikleri ve yazdıkları üzerinden günümüze dek süren bir çalışmadır:
Bu kitabın amacı, başlatılmış felsefi düşünme yangınının en önemli aşamalarında yer almış filozofların görüşlerini incelemeye yöneliktir. Herakleitos’tan Descartes’e uzanan köprü üzerinde felsefi düşünme yolunda yürümektir. Felsefe tarihine giriş yapmaktır.
Son zamanlarda Marx ve Marksizmle ilgili çok sayıda kitap yayımlandı. Ellen Meiksins Wood’un Kalkedon Yayınları’ndan çıkan Marx’a Dönüş’ü (2007); Denis Collin’in Marx’ı Anlamak’ı (Versus, 2008); Yusuf Zamir’in Marks Gerçekte Ne Dedi’si (Alev Yayınları, 2009) Alex Callinicos’un Marx’ın Devrimci Fikirleri (Antikapitalist, Aralık 2009), E.H. Carr’ın Karl Marx’ı (İletişim 2010) bunlar içinden edinip okuduklarım. Mehmet İnanç Turan’ın Kalkedon’dan çıkan Marksizmin Doğuşu (2010) saydıklarımdan ibaret olmayan liste içinde yer alan ikinci yerli, Türkçe yazılmış kitap.
Hayat hareket halinde olduğundan dolayı, onun bir parçası olan aşk da hareket halindedir. Hayat zaman içinde akarken aşk da akar ve altta yatan zorunluluğun rastlantı olarak ortaya çıkmasıyla yeniden başka bir kişilikte kendini gösterir. Aşk aynı biçimde tekrar etmez; benzer biçimde tekrar ederek bekleyen gönüle habersizce girer. Aşkın teorisi yeniden pratiğe dönüşür. Yaşam bir süre sonra o aşkın pratiğinden daha öncekilere benzer bir teoriyi yaratır.
Yeni bir aşk teorisinin ortaya çıkması için yeni bir ortam gerekir. Ortam değişmeden ne aşkı yaşayan kişiler, ne aşk değişir. Aşkı yaşayan insan ortamın ürünüdür, ortamın ürünü olan insan ise çıktığı yerin damgasını taşır. İnsanlığın ortaya çıkışından bu yana ancak ortam değiştikçe insanın doğası değişmiş, aşk da ona uygun değişim geçirmiştir. İnsanın ortam tarafından şekillendirilen doğası nasılsa aşk da öyledir. Çıkarcı, sahtekâr, aldatmacı çevre kendisine uygun kişilikler, karakterler yaratır. İnsanın doğası bozulmuşsa, aşk da bozulmuştur.
Hayat ölüm karşısında vefalıdır. Zamana hak tanır çünkü. Ölüm hak tanımaz, vefasızdır. Ölümün defterinde zamanı yaşamak yazmaz. Zamansızlıktır ölüm. Zamansızlığı yaşamayı kim ister? Hayat açık sözlüdür; yüzünü saklamaz. Ölüm ise sinsi, yüzü karanlıkta görünmez. Aydınlık varken, karanlığı kim ister? Hayat görkemli bir dağa tırmanıştır. Ölüm bir uçuruma düşüş. Hayatın sevinçli zirvesinde yaşamak varken, bir çukurda çürümeyi kim ister?Hayat zamanla, ölüm zamansız çalışır .Ölerek doğaya karışıp toz toprak olmayı kim ister?
Nietzsche, Schopenhauer, Feuerbach, Hegel, Kant, Hume, Locke, Leibniz, Spinoza, Hobbes, Pascal, Descartes, Machiavelli, Montaigne, More, Campanella, Bacon, Epiktetos, Seneca, Cicero, Epikuros, Lucretius, Aristoteles, Platon, Demokritos, HerakleitosÜç bin yıllık düşünce tarihinin filozoflarıyla aşkı birleştiren bir roman.
Türkiye solunun sosyalizm ve politikaya ağırlık vermesi, aşılmış felsefeyi (aynı zamanda aşılmış ekonomi politiği) yeterli ölçüde dikkate almamasının nesnel nedenleri vardır. Türkiye komünist hareketinin kâğıt üzerinde yaklaşık yüz yıllık tarihi olmasına karşın, güçlü olarak siyaset sahnesine 1960’dan sonra çıkabilmiştir. 1990 yılından sonra ise gerilemiştir. Şimdiki dönemde yeniden ayağa kalkma kavgası vermektedir.Hakikati söylemekten kaçmayacaksak, bizden önceki kuşağın ve bizim kuşağın felsefeyle uğraşacak, onu Marksizme uygun öğrenecek zamanı olmamıştır. Marx’ın söylediği gibi: ”İnsanlık kendi önüne, ancak çözüme bağlayabileceği sorunları koyar. Bizlerin o siyasi-pratik fırtına içinde felsefeyi önümüze koyacak olanağımız olmamıştır. Bu, anlaşılır bir nedendir; fakat bugün yeniden atılım yapmak isteyen sol için artık anlaşılmaz bir nedendir.
Bu çalışma, aşk ve sevginin kimliğinin hem çağımızdaki halini, hem de olması gereken gerçek halini araştırıyor. Aşk tarihinden örneklerle kimliği çözümlemeye çalışıyor. Aşka ve sevgiye farklı bakışları inceleme masasına yatırıyor. İnsanlık sevgi susuzluğundan ölürken, bir yudum sevgi için yola çıkanlara azıcık sevgi suyu sunmayı amaçlıyor.
Sevginin içinde bitmek bilmeyen kesintisiz bir arzu vardır; fakat sevginin bütünü arzu değildir. Giderildiği zaman yok olacak bir şey değildir sevgi! Seven insan sevmeyi ve sevilmeyi arzular; ama arzuladığı için sevmez. Sevdikçe daha çok arzular. Sevgi içindeki arzunun durumu, bitki ile çiçeği arasındaki ilişkiye benzer. Sevgi bitkidir; arzu onun çiçeğidir. Sevgi yaşamını sürdürdükçe arzu çiçeğini sürekli üretir.
Bu çalışma Mustafa Suphi’nin kurduğu TKP’nin (Türkiye Komünist Partisi’nin) tarihi ve siyaseti üzerinedir. Ne var ki, bir TKP tarihi olarak algılanması doğru olmaz.Bu kitap bir tarih ve siyaset çalışması olduğundan dolayı belgelere dayanmaktadır. TKP arşivi büyük ölçüde gözden geçirilmiş, konuyla ilgili belgeler aktarılmıştır.TKP tarihini ve siyasetini araştırmak gereksiz bir emek harcaması olarak görülebilir mi? Bugünkü siyaset geçmişe bakmadan anlaşılamaz. Geçmişi eleştirel gözle irdelemeden, maddi gerçek ortaya konulamaz. Bugün geçmişteki yanlışları tekrarlamamanın garantisi tarih içindedir. Kendi geçmişine sahip çıkmak isteyen Türkiye devrimci hareketi, Mustafa Suphi’nin partisini eleştirel olarak irdelemek zorundadır.Mustafa Suphi’nin Ekim Devrimi içinde oluşmuş devrimci geleneğinin canlanmasına bu kitabın yardımcı olması umuduyla…
Türkiye Komünist Partisi ve Marksizm kitabı 2001 yılında siyaset sahnesine Türkiye Komünist Partisi (TKP) olarak çıkan hareket üzerinedir.
TKP’nin teorisi ve politikası partinin kendi belgelerine dayanılarak incelenmiştir.TKP’nin Türk burjuva devrimine bakışı, yurtseverlik anlayışı, ulusal soruna yaklaşımı, sosyalizm anlayışı, Sovyet tarihine karşı tutumu, Sovyetler Birliği’nin çözülüşüne verdiği yanıtlar araştırmanın temel başlıklarını oluşturmaktadır.
TKP’nin teori ve siyaseti, devrimci Marksizmin ölçütlerine vurularak bir kıyaslama yapılmıştır. TKP’nin Marksizm anlayışı eleştirel biçimde gözden geçirilmiştir.TKP ideolojik-politik olarak nasıl bir partidir? sorusuna yanıt aranmıştır.
Bu kitap 78 kuşağının yaşam öyküsünden bir kesittir. Anadolu’nun küçük bir kasabasında bir avuç devrimcinin gösterdiği özverinin ve kahramanlığın destanıdır.
12 Eylül faşizminin baskı, zulüm ve terörünü en yoğun şekilde yaşayan 78 kuşağı; teslim olmamanın, boyun eğmemenin sembolüdür. İşkence odalarında, faşizmin zindanlarında direnişin inanılmaz örneklerini sergilemişlerdir.
Kitap, Turgutlulu (Kasabalı) bir devrimcinin 1974’de başlayan devrimci hayatını konu ediyor. Ama anlatılan sadece onun hayatı değil, birçok Kasabalı devrimcinin hayatıdır. Anlatılan sadece Kasabalı devrimcilerin hayatı da değildir aslında. Bir kuşağın devrimcilerinin inancı, cesareti, korkusu, özverisi, yengisi, yenilgisiyle örülmüş yaşamıdır.
Bu çalışma, Mustafa Suphi’nin kurduğu TKP’nin (Türkiye Komünist Partisi’nin) baştan sonuna kadar sosyalizm ve enternasyonalizm konusundaki görüşlerini araştıran bir incelemedir. TKP’nin tarihsel gelişim süreci sadece bu iki noktaya odaklanarak ele alınmıştır.
TKP, Türkiye devrimci hareketinin köküdür. Bu kök, Türkiye solunun değişik dallarını olumlu veya olumsuz etkilemiştir. Hatta bugün bile TKP geleneği ve görüşleri bir biçimde devrimci harekette varlığını sürdürmektedir. Bundan dolayı, TKP’nin sosyalizme ve enternasyonalizme bakış tarihi tüm devrimcileri ilgilendirmektedir.
İnanıyorum ki, Türkiye devrimci hareketi bu sunduğum kitaptan daha iyisini yazacak parlak beyinlere sahiptir. Onlara bir başlangıç olması umuduyla…
İslam felsefesi nesnel idealist bir felsefedir ve gerçeği yansıtmaz. İslam felsefesi hayatı gerçek biçimde yorumlayan materyalist felsefenin karşısında yerini alır.
Nesnel idealist felsefe dış dünyayı, dünyanın kendisinden yola çıkarak açıklamaz: Doğaüstü güçten (Tanrı’dan) yola çıkarak açıklar. Kadın söz konusu olduğunda, kadının tarihsel ezilmişliğinin toplumsal nedenleri bir yana itilir, kadının kaderi doğaüstü gücün insafına terk edilir.
Nesnel idealist felsefe kendine doğaüstü gücü temel yaptığı için, dinlerle kopmaz bir bağ kurar. Bütün dinler, idealist felsefenin ikiz kardeşidir.
Bu çalışma tektanrılı üç büyük nesnel idealist felsefe üzerinden (Yahudilik, Hıristiyanlık, Müslümanlık) kadının konumunu incelemeyi hedefliyor. Özellikle İslam felsefesinin kadına ve eşitliğe bakışını ele alıyor.
Kur’an meali (çevirisi) olarak da Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kur’an mealini ve beş ciltlik Kur’an tefsirlerini tercih ettik. Çeviriler üzerindeki tartışmalardan kendimizi uzak kılabilmek için bunu yaptık. Ayrıca kullandığımız ayetleri, birkaç farklı çeviri kaynağından kontrol ettik. Anlamları tartışmalı ayetleri kullanmamayı ilke edindik. Gerektiğinde bir ayeti, farklı çevirileriyle aynı yerde aktardık. Nesnel idealist felsefenin önemli bir örneği olan İslam felsefesinin evrene ve insana bakışını merak edenlere yararlı olması umuduyla…
Bu araştırma idealist felsefenin görünmez dünyasını en iyi biçimde ifade eden İslam felsefesini temel alarak hazırlanmıştır.
Görünmez öteki dünya, kutsal kitaba bağlı kalarak görünür hale getirilmeye çalışılmıştır. Görünmez dünyanın içindeki varlıklar ve yerler bütün yönleriyle okuyucunun gözünde canlandırılmaya özen gösterilmiştir. Görmek isteyenlerin görmesi umuduyla…
İslam felsefesinin mucizelerini Kur’an’a dayalı olarak ele aldık. Zorunlu olmadıkça Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kur’an ve Tefsir çevirilerinden başka Kur’an çevirilerine yer vermedik. Resmi bir kaynak olduğu için Diyanet İşleri Başkanlığı’nın Kur’an çevirisini tercih ettik. Kur’an’ın azımsanmayacak bir parçası mucize anlatımlarıyla doludur. Okuyucu bir yerde İslam felsefesinin kutsal kitabının önemli bir kısmını okumuş olacaktır. Yararlı olması dileğiyle…
İdealist felsefe üzerine yaptığım araştırmanın en göze batan notlarını bir yere topladım. Okuyucu kestirme yoldan idealist felsefenin önemli bir kolu olan İslam felsefesi üzerine bir fikir edinsin istedim. Ayrıca bu notları okuduğum kaynaklardan çıkarırken kafama takılan soruları da açık-net, okuyucuyu yormadan aktardım. Yazarın kafasına takılan bu sorular belki okuyucunun da ilgisini çekebilir diye düşündüm.
Bu çalışma resmi tarihin dışına çıkarak Hz. Muhammed’i bilimsel gözle ele almaktadır.Gerçekleri diyalektik yöntemle ortaya sermektedir.
Bu kitabın amacı, İslam felsefesinin kutsal kitabına dayanarak, Hz. Muhammed’in bu felsefe içindeki yerini saptamaktır. Hz. Muhammed’in İslam felsefesinin doğuş tarihindeki önemli rolünü göstermektir.
NOT:YAZARIN 2. ve 3. BASKIYA HAZIRLANAN KİTAPLARININ BİR KISMI ÇEŞİTLİ NEDENLERLE YAYINEVLERİNE GÖNDERİLEMEMİŞTİR.